Eskişehir'in Saklı Edebiyat Rotaları: Şehrin Duvarlarından Gizli Kitap Kulüplerine Şiirin ve Öykünün İzinde Bir Keşif
Eskişehir'in sokaklarında gizli edebi rotaları keşfedin: Duvarlardaki şiirlerden, kahve kokulu kitap kulüplerine v...
Eskişehir’in modern yüzünü ve hızlı temposunu geride bırakıp, Mihalıççık yoluna saptığınızda, zamanın akışının yavaşladığı bir coğrafyaya girersiniz. Çam ormanlarının arasından kıvrılarak ilerleyen yol, sizi Türkiye’de eşi benzeri olmayan bir köye çıkarır: Sorkun. Bu köyü özel kılan şey manzarası değil; köyün girişinden itibaren sizi karşılayan, üst üste yığılmış kızıl topraklar ve o toprağa hayat veren nasırlı ellerdir.
Bugünkü keşif rotamızda, fabrikaların değil, insanların ürettiği; teknolojinin değil, emeğin konuştuğu bir hikayeye tanıklık ediyoruz.
Sorkun’a adım attığınızda dikkatinizi çeken ilk şey, evlerin önünde çamurla uğraşan kadınlardır. Anadolu’nun pek çok yerinde çömlekçilik erkek işi olarak bilinir ve ayakla çevrilen çarklarda yapılır. Ancak Sorkun’da bu sanat, tamamen kadınların egemenliğindedir ve burada "çark" yoktur. Sorkunlu kadınlar, "Menemen" tekniği dedikleri yöntemle, çamuru yerde, kendi etraflarında dönerek ve elleriyle şekillendirirler. Binlerce yıldır değişmeyen bu ilkel ama büyüleyici teknik, izleyende hipnotik bir etki yaratır.
Köyün sokaklarında gezerken burnunuza isli, topraksı bir koku gelir. Bu, açık havada veya basit fırınlarda pişirilen güveçlerin kokusudur. Sorkun çömleğinde pişen yemeğin lezzeti de buradan gelir; toprağın doğallığı bozulmadan, içine kimyasal sırlar karışmadan pişer. Bir evin avlusuna davet edilip, o çamurun bir teyzenin elinde nasıl zarif bir testiye dönüştüğünü izlemek, bir müze gezisinden çok daha öğreticidir.
Sorkun, sadece bir alışveriş durağı değildir. Burası, bir kültürün direnişidir. Plastik ve teflon ürünlerin dünyayı ele geçirdiği bir çağda, Sorkunlu kadınlar inatla toprağı işlemeye devam etmektedir. Buradan alacağınız bir güveç veya yoğurt kabı, sadece bir mutfak eşyası değil, bu direnişin ve emeğin bir parçasıdır.
Eskişehir’i keşfetmek demek, bazen lüks bir restoranda yemek yemek değil, tozlu bir köy yolunda, elleri çamurlu bir zanaatkarla çay içip sohbet etmektir.